Alevi bir kadın olarak Türkiye’de yaşamak, kadın olmanın zorluklarının üzerine bir de kimliğini koruma mücadelesini ekliyor. Gazeteci olmak ise bu mücadeleye başka bir sorumluluk katıyor.

Bir yandan gelenekler, aile ve toplumun beklentileriyle kendi hayatını kurmaya çalışıyorsun; diğer yandan çocuklarının kendi kimliğini, kültürünü ve değerlerini kaybetmeden büyümesini istiyorsun.

Asıl kaygı bazen kendin olmaktan çıkıp çocuklarının zamanla asimile olması oluyor. Dilin, kültürün, inancın, geçmişin ve hafızan senden sonraki kuşağa aktarılabilecek mi?

Bu nedenle Alevi bir kadın olmak benim için yalnızca bir kimlik meselesi değil; aynı zamanda hafızayı koruma, çocuklarına bir miras bırakma ve kendi varlığını özgürce ifade edebilme mücadelesi

“Aleviyim” demekle Alevi olunmuyor.

Alevilik yalnızca bir kimlik cümlesi değil; yaşatılan bir kültür, aktarılan bir hafıza, bir değerler bütünü ve bir yaşam biçimidir. Geleneklerini, değerlerini, dayanışmasını, kadın–erkek ilişkisine bakışını, çocuklarına aktardığın kültürü yaşatmadığında yalnızca “Aleviyim” demek, o kimliği taşımaya yetmiyor.

Özellikle Alevi bir kadın için mesele daha da ağır. Bir tarafta kadın olmanın getirdiği mücadele, diğer tarafta toplumun ve geleneklerin beklentileri; bir yandan kendi hayatını kurmak, diğer yandan çocuklarının kimliğinin zaman içinde silinmemesi için uğraşmak…

Çünkü asıl mesele “Ben Aleviyim” diyebilmek değil.

Çocukların da yarın “Biz kimiz?” diye sorduğunda, onlara verecek bir cevabının olması.

Kimlik, söylenen değil; yaşatılan ve gelecek kuşağa aktarılabilen bir mirastır.

 

Nergiz Süslü.

Birleşik Gazeteciler Dernek Başkanı

Pendik Alevi Egitim Kültür Vakıf yönetim kurulu üyesi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz